Monthly Archives: September 2009

>Şampiyonlar Ligi #2/2

>81’den bile bu kadar az gol atan Milan yoktu. Ligde 6 maçta 3 gol. Son 5 lig maçında 1 gol. Nefes alabildikleri tek yer Şampiyonlar Ligi’ydi. Marsilya’yı deplasmanda Inzaghi’nin 2 golüyle geçmişlerdi. Bu gece bittiler, dibe vurdular. FC Zürih, San Siro’da tek golle kazandı. Thienen’nin attığı gol akıllara ziyan. Leonardo kalsa da olur; gitse de olur bu saatten sonra. Zaten ancak Cesare Maldini’yi teslim ederler takımı. Bu zamanda akıllı adam gelip de Milan’ı teslim almaz. Azeri kanalında spikere dayanabilseydim Bayern Münih-Juventus’u seyredecektim ama olmadı zaten 0-0 sona ermiş. Manchester United-Wolfsburg maçı güzeldi. Almanları çok beğendim, aslanlar gibi oynadılar Old Trafford’da. Boşnak Boliç’ten sonra bir başkası Dzeko da gol attı bu stadyumda. Derbiden beri takımını sırtlayan Gigs -ki 5 asist yapmıştı-bu kez frikikten beraberlik golünü attı, Carrick ile de işi bitirdiler. Real Madrid’de Cristiano Ronaldo muhteşem oynamış, 2 gol bir de penaltı yaptırmış. Sakatlanıp çıktı, hafta sonundaki Sevilla deplasmanı için şüpheli. Atletico Madrid sürünmeye devam ediyor. Porto deplasmanında 2 yediler. Bordeaux ve Chelsea de zayıf rakipleri karşısında tek golle galip kapadılar geceyi. Şampiyonlar Ligi’nin en golcü adamı ise Santiago Bernabeu’da yedek bekledi…

>CSKA Moskova 2 – Beşiktaş 1

>

Gazzaev’in 2005 yılında Sporting Lizbon’u 3-1 yenip UEFA Kupası’nı alan kadrosu yazının sonunda. 4 oyuncu vardı o onbirden bugün kadroda. Nerden nereye gelmiş Ruslar. Sadece Love-Olic forveti ve Zhirkov’un nasıl bir hücum gücü olduğunu bu oyuncuları yakından takip edenler iyi bilir. Trafiğe takıldım, ekranı açtığımda da 9. dakikadaydı. Maç öncesi tahminim Beşiktaş bu deplasmandan puan çıkartacaksa eğer mutlaka ilk golü atması gerektiğiydi. Ekrandaki 1-0 ekşi oturttu beni koltuğa. Kadroyu algılayabilmek ise 10 dakikamı aldı. Yusuf ya da Tabata’yı aradı gözlerim birkaç dakika. CSKA Moskova kötü takım. Krasic dışında yürüyemiyorlar işte. Beşiktaş’ın bu onbirle ileride top tutamayacağı belliyken iki 10 numarayı da kenarda tutmak ne demektir anlamadım. Tabata demek ki Denizli’nin transferi değil. Yusuf’un 30’da girişi Holosko’yu da bitirdi, kulübede başlasa hiç olmazsa 2. yarıda bir şans bulurdu. Ne olduğunu anlamadan kenarda buldu kendini Holosko. (edit: gazeteyle konuştum, sakatlanmış) Dünyaları da kaçırsa son haftaların en iyi adamı Serdar Özkan da maçı kulübeden seyrediyordu. 5 maçtır gol atamayan takıma hala teşhis koyamamış Denizli. Orta sahanın göbeğinde Ekrem, sağ bekte İbrahim Kaş ısrarı da inattan başka birşey değil. 30-38 ve 46-55 dakikalar arası dışında beğenilecek tarafı yoktu Beşiktaş’ın. Akinfeev’in kurtardığı net bir pozisyon yok. (edit:Burada haksızlık etmişim) Bu orta sahada revizyona gidilmediği sürece Beşiktaş’ta forvetleri darağacına çıkarmanın manası yok. Mustafa Denizli, Ümraniye’nin en formsuz adamı olmayı sürdürdüğü sürece çıkış yok gibi görünüyor. Yenersin, yenilirsin de; büyük bir takımın 6 maç sonra; o da uzatma dakikalarında bir gol atabilmesine bir açıklama getirmesi lazım teknik adam olarak Denizli’nin. Mümkünse içinde “Leş kargaları” geçmeyen bir cümleyle…

>Torre Europa

>Madrid’de her sezon birilerini bu kuleye çıkartıp arka planda Santiago Bernabeu stadıyla poz verdirirler. Los Galacticos 2 üyelerini de çıkartmışlar. Binayı merak ettim, hoş beleştepe gibi durmuyor, sahayı falan göremiyorsun (!). Kapalı stadların da çilesi bu. Futbolcuları çıkardıkları gökdelenin ismi Torre Europa. 1985 yılında inşaatı bitmiş. 121 metre uzunluğunda. Sahibi İspanyol bankası Caja Madrid.

>Akinfeev Neden CSKA Moskova’da Oynar?

>CSKA Moskova-Beşiktaş maçını 6 saat var. Blogdaki anket sonucuna göre %50 CSKA Moskova’ya şans tanınıyor. %26 beraberlik, Beşiktaş için de %23 oy gelmiş. Beşiktaş bu deplasmandan puan(lar) çıkartacaksa geçmesi gereken adam İgor Akinfeev. “CSKA Moskova’nın Iker Casillas’ı” diyelim isterseniz. Dün bir futbol sohbetinde konu oldu. Akinfeev 23 yaşında, 6 yıllık profesyonel kariyeri var. Ben bu adamın hala kendi liginde neden forma giydiğine bir anlam veremiyorum. Başta Barcelona, Milan ve Manchester United olmak üzere büyükler bu adamı neden almazlar? Bunu tartışalım…

>Karşıyakalı Özgür İçin

>Karşıyakalılar 11 ay önce bir deplasman yolunda hayatını kaybeden Özgür Soylu için harika bir pankart yapmışlar. El emeği göz nuru.

>Rijkaard’ın A Planı

>Son zamanlarda ne uzun maç analizleri yazmayı seviyorum ne de okumayı. Birazdan kendimle çelişeceğim. Galatasaray-Eskişehirspor maçından sonra da benim için oyunun özeti Brian Clough’un bir sözüydü. “If God had wanted us to play football in the clouds, he’d have put grass up there” (Tanrı eğer futbolu bulutlarda oynamamızı isteseydi çimi oraya koyardı.) Son 20 dakikada ileride hala topu indirecek Hakan Şükür var sanan tribünlerin telaşıyla sistemine ihanet etti Galatasaray. İki ön liberonun oyunu sete çevirecek mahiretinin olmaması, forvet dörtlüsünün top alıp, kaybettiğini kovalamaktan helak düştüğü, Elano’nun kulübede unutulduğu ayrıntıdır, bu saatten sonra bayar insanı…

Ben Ariel Sela’dan bahsedeyim size. Profesyonel kumarbazdı. Günde 18 saat rulet oynar ve içki içmezdi. Bir sistemi vardı Sela’nın. Masada diğer oyuncular ne oynamış, krupiyer hangi numarayı atmış, umurunda bile değildi. 18 saatlik zaman dilimi içinde kendi oyununu oynar, sistemi o gün galip gelirse odasına mutlu çıkar, uyur ertesi günü beklerdi. Hollanda ve İngiltere’de casinolar batırdı. Hile yapmadan… Üstüste 5 kere tier atan krupiyer ağzını sulandırmadı. “Bet”lerini sabit tuttu. Sistemi vardı; vazgeçmedi. O sistemi kurmak için aylarca yanındaki masada gelen numaraları yazardı Sela. Onu yıllarca izledim. Bana “Her rulet çemberi ‘Human made’, ben kusurunu buluyorum”derdi. Sabır, sabır, sabır… (Sela, öleli 10 yıldan fazla oldu, gerçek adı da bu değildi zaten… )

Futbol sahasına dönelim. 2006 Şampiyonlar Ligi’ni alan Barcelona, Eto’o’nun yanına dünyanın en iyi santrforlarını alabilir miydi? Ya da Arsenal’den gelen Henry’e neden kanatta oynayacaksın dediler? Bu sezon Guardiola, Eto’o’yu elde tutup; İbrahimovic’i kadrosuna katamaz mıydı? Herkesin ağzının sularını akıtan bu takımda neden Eto’o-Drogba hayali gerçekleşmedi? Çünkü Guardiola, Rijkaard’dan devraldığı sistemin bekçiliğini yapıyor, kusurlarını gidererek, karakterini ortaya koyarak…

29 kişilik kadroda, sadece iki santrfor; Nonda ve Baros’un varlığı bile bu sezon Galatasaray’ın ne oynayacağının göstergesi. Rijkaard bunu sezon başından işaret etmiş. Ne elde olanları tutmuş ne de takviye yapmış o bölgeye. Belli ki biri oynadığında, diğeri yedek oturacak. Çünkü adamın bir sistemi var ve ona inanıyor. Son maç üzerinden pratiğe dökelim ve olasılıkları sıralayalım:
Oyun 1-1 devam ederken oyuna Baros girip çift santrfora dönüyor Galatasaray ve maçı kazanıyor: Ankaragücü maçına çift santrforla çıkmazsa kazanan formüle ihanetle suçlanacak. Çıkıp da puan(lar) kaybederse de sistemsizlikle…
Oyun 1-1 devam ederken oyuna Baros girip çift santrfora dönüyor ve Eskişehirspor maçı kazanıyor: Oyundan çıkan muhtemelen bir ön libero olacağından Rijkaard rakibe göbeği teslim etmekle suçlanacak ve 3 puan kaybın çift santrfora dönüş olduğu yazılacaktı.

Kazansın ya da kaybetsin Rijkaard ve Neeskens’in kazandıkları gelecekleridir. Takımın kafasını karıştırmadılar. Çift santrfor oynamayacaklarını, sistem denilen şeyin maç içindeki 2 değişiklikle çöpe atılacak birşey olmadığını gördüler futbolcular. B planı olmamakla suçlanan Rijkaard; eğer o plana sahip olsaydı -ki oyun felsefesini paramparça etmekten bahsediyoruz- gelecek maçlar onun için C-D-E planlarını da gerektirecekti ki; isterseniz biz ona sistemsizlik diyelim. Rijkaard ve Neeskens’in Galatasaray’da taçları kime attırdığından, kornerdeki taktiklere; frikiklerdeki farklı varyasyonlara kadar aşıladığı bol miktarda oyun çözümü var ki; keşke plan diye bunları görebilseler…

Rijkaard’ı eleştirirken “Türkiye Ligi başka liglere benzemez, evinde çift santrfor oynayacaksın ” yorumu ise artık baygınlık verdi. Bırakın yahu; bizim ligimiz biraz da Rijkaard’a benzesin. Rijkaard da biraz Türk futbolunu kendine benzetsin. Yoksa yıllardır “Al geriden birini, santrforu çiftle”,”Tek forvet oynadın mı; korkaksın”la nereye kadar? Millet sıkıldı, siz sıkılmadınız mı?

>Şampiyonlar Ligi #2/1

>Fiorentina ilk maçtan 3 puandan daha fazlasını kaybetmişti Lyon’da. Gilardino da kırmızı görünce Liverpool karşısında işleri zordu. Tabii kağıt üzerinde. İngilizler ilk yarıda helva gibi olunca İtalyanlar bıraz sıkı basıp işi bitirdiler. Hafta sonunda ligin dibindeki Livorno’yu deplasmanda zar zor deviren Fiorentina, Jovetic’in 2 golüyle 3 puanı kaptı. Üstelik Mutu’nun hayalet gibi dolaştığı maçta. İkinci yarıda topa sahip olmada ilk çeyrekte Liverpool %75’e kadar çıktı ama Frey’e çok da fazla zorluk çıkarmadılar.

Liverpool’un klasik defans hataları devam ediyor. Havadan sektiriyor ve araya adam kaçırıyorlar. Hafta sonunda Chelsea deplasmanında işleri çok zor. Grubun diğer maçında Lyon 30 dakikada 3 yapıp maçı da 4-0 aldı Debrecen deplasmanında. Gecenin en görkemli galibiyeti 4’e bağlayan Sevilla’dan. Rangers’ı deplasmanda 4-1 ile geçtiler. Hafta sonunda Real Madrid ile evlerinde oynayacaklar. Inter, Rubin Kazan deplasmanında çok kötü oynamış, 1-1 iyi skor demek lazım. Barcelona 2-0 ile Dinamo Kiev’i geçti. Şaşırtıcı olan skorun 3 altında kalması tabii (!) Şampiyonlar Ligi’nde Arsenal klasiği vardır Emirates’de. Yine ıkındılar ve son 20’de işi bitirdiler. Gecenin fırsatı kaçıran iki takımı öne geçtikleri maçlarda zayıf rakiplerinden 3 puanı alamayan Stuttgart ve Az Alkmaar. Silik eşleşmelerin olduğu bir geceydi. Sanıyorum Star tarihinde ilk kez bir Şampiyonlar Ligi gecesini pas geçti. Yayınladıkları adını bilmediğim dizi, bir futbol maçından fazla reyting alıyorsa bu ülkede diyecek birşey yok tabii (!)