Monthly Archives: March 2010

>Arsenal 2 – Barcelona 2

>Emirates’de ilk 15 dakikanın özeti şuydu galiba. John Locke, Ada’nın zımbırtısıyla oynadı, yine zamanı kaydırdı. “Bu da geleceğin futbolundan çeyrek saatlik bir demet beyler. Birazdan sahilinize geri döneceksiniz.” İlk yarıdaki oyunu dünyada bir standarta oturtabilmek için gerçekten de bir 20 yıla ihtiyacı var galiba teknik direktör ve bilim adamlarının. Kağıt üzerinde “süper maç” olur denilen maçların süper maç olması tadından yenmiyor tabii. Bu oyunda topa en iyi hükmeden iki takımın kapışması… Sadece sahadaki kurgularıyla değil Henry’den Fabregas’a, 2006 finaline kadar sahne gerisinde onca hikaye barındırması da cabası. İki sezondur gerçekten inanılmaz 90 dakikalar izliyoruz. Geçen sezonun efsaneleri arasına koymakta bir sakınca yok bence. Lakin ilk 15 dakika sanırım son zamanlarda gördüğüm en iyi açılıştı. Atletik, teknik ve tek pas oynayan bir takımı kendi sahasında %24 topa sahip olmaya mahkum ediyorsunuz ki bu en az Almunia’nın devleştiği pozisyonlar kadar önemlidir. Iniesta’nın olmadığı onbirde sola atılan Pedro ve geride her zaman en zayıf halka kabul edilen Busquets dahil ilk yarıda inanılmaz bir pas trafiğiyle hallaç pamuğu gibi attılar Arsenal’i. Solda Maxwell ile çıkmak yerine Pique’nin uzunları, sağda Alves’in git-gelleri ve Xavi’nin hükümdarlığı. Arsenal bu dönemden 0-0 ile çıkabildiyse Almunia’nın ellerine ve Tanrı’ya şükretmeli. Bu baskıya rağmen rakip kalede iki pozisyon bulduklarını da not düşmek lazım. %75 ile topa sahip olan takımın peşinden koştururken de iki telef verdiler. Arşavin sakatlandı mı bundan emin değilim. Kafa kafaya gittiği şampiyonluk yarışında 10 gün sonra Santiago Bernabeu’ya gidecek olan Guardiola’nın bu maçtan önce Mallorca deplasmanında Messi ve Xavi’yi yedek başlatması da Emirates istilasının bir parçasıydı. Devre arasına girerken topa sahip olma %72 Barcelona, telef olan Arsenal’li iki, adamı deli eden spiker birdi. İkinci yarı topun “Yuvarlağım ama benden bu kadar” deyişiyle başladı. Onları kurtaran Almunia bunu, yedi; onları kaçıran İbra bunu attı. Futbol işte! 2-0 sonrası Premier Lig-La Liga arasındaki tempo farkıdır. Arsenal’in atletleri ayakta kaldı. Arsene Wenger’in Ebou değişikliği oyuna özellikle ikinci yarıda damga vurdu kenarda oyunu tutacak alternatifi olmayan Guardiola ise skoru yeterli gördü. İngiliz takımının kenardan gelen İngiliz’in yardığı yine Barça’nın sol içi. En zayıf karınları. Ardından Fabregas penaltıyı Puyol’dan aldı, arkadan yaslanacağının farkındaydı. 80’den sonra ekrana bakanın sanırım hiç bitmesin diyeceği bir maç izledik. Rövanşta Fabregas’sız Arsenal, Puyol ve Pique’siz Barcelona karşısında ne yapar? Ben olsam La Boqueria’da yemek yemeden dönmezdim… Son olarak Almunia’nın selamı var. Elinizdeki siyah-beyaz divx filmleri, Arsenal Kulübü-Londra adresine yollayabilirsiniz (!) Messi demeden yazı bitti. İyi mi (!)

Advertisements

>Maradona’nın Hain Köpeği

>Köpeğin insanı ısırması haber değil mi? O insan Maradona ise haber! Arjantin’deki evinde köpekleriyle oynarken, biri suratını dağıtmış Maradona’nın. Yüzünde ısırıklar, dudakları parçalanmış. Ameliyat sonrası durumu iyi. Köpeklerden anlamam ama cinsini merak ettim. İnsan Maradona’nın köpeği deyince bir de böyle bir vukuatı duyunca sert arkadaşlardan biri zannediyor. Isıran köpeğin cinsi Shar Pei. Bakındım şöyle, pek Maradona’nın yüzünü ısıracak asabiyette bir hayvana benzemiyor (sakin, iyi huylu, sahibine sadıktır diyor) ama bir bilen varsa da paylaşsın tabii.

>Arsenal vs. Barcelona?

>

Arsenal vs. Barcelona?polling

>Rijkaard&Elano&Leo Franco

>Son 20 yılda futbol çok yeteneği yiyip bitirdi. Değişen sistemlere, hızlanan oyuna ayak uyduramayanlar çemberin dışında kaldı. 90’ların klasik kanat oyuncuları mesela. Steve McManaman’ın Real Madrid kariyeri aklıma gelir her seferinde. Bugünden de Quaresma, Mancini örnek olabilir. Bir de başlıkta adı geçen Elano. Orta sahasının skora katkı yapmadığı bir takımın şampiyonluk şansı yok gibi artık futbolda. Ya Cristiano Ronaldo, Messi gibi rakibi tek başına deviren adamlara sahip olacaksınız ya da sezon genelinde orta sahanız, forvetle gol yükünü paylaşacak ve her biri asist hanesinde bir elin parmaklarını geçecek. Bursaspor’u bugün zirvede tutan bu paylaşımdır zaten. Elano da günümüz futbolunda mevkisini kaybeden adamlardan. 10 numara mı? Sağ açık mı? İkinci forvet mi? Ön libero. Hepsinden bir tutam olduğunda işte bu performans çıkar ortaya. Sezon biterken, iyi top atıyor denilen Elano’nun asist hanesinde sıfır yazması istatistikçilerin hatası değil! Arda’nın sezon başında oyun kuruculuğa soyunduğu dönemdeki performansını tahmin etseler bugün Galatasaray’a Elano formasını giydirmezdi teknik kadro ve yönetim. Geriden iyi çıkan Lucas Neill transferi sonrasında bile Elano rakip sahaya 20 metre daha yakın oynamayı başaramıyorsa bu elbette ki o göbekteki iki partnerinin yerinde sayan (Mustafa Sarp) ve geriye giden (Mehmet Topal) performansı yüzündendir. Sezon başında anlattığım yerli ve yabancı arasındaki kalite makası da budur zaten. Her koşu istatistiğinde takımının ilk beşinde olan bir adamın saha içinde hayaleti oynamasını da “Alex koşmuyor”cular açıklasın; ne yapayım! Rijkaard, Linderoth’un gidişi sonrasında yeni bir ön libero almayarak Elano’nun da yolunu taş dizdi. Oyun melekeleri, adam geçmek, şut atmak, son pası vermek olan bir adamı, rakip kaleden 50 metre uzakta oynattığınızda da 90 dakikada ancak iki 40 metrelik diyagonal pasına mahkum kalırsınız. Onu 20 yıl önce Cevat Prekazi de atıyordu!
****
Bir sezonda en büyük rakibiyle oynadığı iki derbide de skora direkt etki eden bir kaleci eğer sezonun diğer 32 haftasında şapkadan tavşan çıkartmamışsa işi zor. Türkiye’de artık faşizanlığa varan yerli-yabancı futbolcu/teknik adam süzgecinden bakmıyorum Leo Franco’ya. İyi futbolcu, iyi teknik adam vardır sadece!
Transfer olduğunda daha ortalıkta Rijkaard yoktu. Madem herkes şimdi çuval diyor ben de demiştim diyeyim o zaman. 8 Mayıs 2009’da çuval gibi kalecidir demişim Leo Franco için. Bonservisi yok, Atletico Madrid’de 5 yıl oynadı referansları imza attıranlara elbette ki cazip gelmiştir. Buradan sonrası ise Rijkaard’ın sorumluluğu altında. Barcelona’da ilk yılında Rüştü kötü oynadığında kaleyi gözü kapalı Valdes’e teslim eden Rijkaard’ın, demek ki 7 yıl sonra refleksleri Leo Franco gibi zayıflamış!..

>Rijkaard ve Servet Çetin

>

Derbi sonrasında basın toplantısında ilk konuşan Servet’ti. Kaybedilen bir derbinin ardından konuşmak zordur. Servet de kaybedilen her maçtan sonra aslında aynı şeyi söyler: “Yeteri kadar mücadele etmedik.” Yeteneklerinin farkında olan ve kalbiyle oynaması gerektiğini bilen bir futbolcunun başka bir şey söylemesini de beklememek lazım. Servet haklı mıydı? Evet. Derbiler kaybediler, hatalı goller de yenir ama o akşam Ali Sami Yen’deki 11 Galatasaraylı’nın oyuna konsantrasyonu, mücadelesi taraftarını tatmin etmedi.
Ardından Rijkaard geldi basın toplantısına. Haftalardır iyi oldukları dakikalarda kaçırdıkları gollerden dert yanıyordu. “Golü atamazsanız kaybederseniz”e getiriyordu lafı. “İyi mücadele ettik” deyince, doğal olarak medyadan Servet’in aksi düşündüğü yönünde bir soru geldi. Geride kalan haftalarda zaten problem yaşayan ikili için düello vaktiydi! Oynatmadığı maçtan sonra “Neden oynatayım?” dediği, -savunduğu Emre’yi bireysel hatası nedeniyle kulübeye yollayan- Rijkaard, oyuncusunun bu açıklamasına bozuldu. Benzer düşünmek zorunda değildiler ama Hollandalı usta bir manevrayla kapatacağı soruyu deşti ve takımının mücadele gücünden çok aklını kullanmadığını söyledi. Bu da direkt Servet’e giden bir kurşundu. Asıl sorun teknik adam ve futbolcunun bir ağızdan konuşmaması değil. Farklı düşündüklerinde nasıl anlaşacakları? Bu sadece Servet ile de sınırlı değil. Keita, Ayhan, Nonda, Mehmet Topal, Barış, Arda da sezon içinde teknik adamlarıyla sorun yaşadılar. Peki sorunların çözümünde tercümanlık yapacak olan kim? Mert Çetin. Aylar önce yazdım, Kapalıçarşı’da hanut işinde çalışanların İngilizce’siyle bu iş yürümez diye. Galatasaray yönetimi vizyondan bahsediyor ama 80 kelime ile konuşan bir tercümanı dünya markası hocasının peşine takıyor. Şimdi pratiğine bakın. Servet sıkıntılarını hocasıyla paylaşacak ve bu tercüman onun söylediklerini Rijkaard’a aktaracak! Hadi canım oradan! Teknik adam tercümanlığı, antrenmanda beşe iki oynarken kaytaranı uyarmak ya da oyuncu değişikliğinde bir cümle “çizgide oynayacaksın, sağa geçme demek” değildir sadece. Sezon başından beri bir tek gazeteye röportaj vermedi Rijkaard. Kimse kendisine tek soru soramıyor. Galatasaray TV’de iliştirilmiş gazetecilikle yöneltilen çanak sorularla da bu iş yürümez. Rijkaard’ın Türk futbolunu, Galatasaray’a dair fikirlerini 100 kelimelik dağarcığıyla “can you make some comment”çi Mert Çetin iletiyor futbolsevere. Madem Rijkaard deyince lafa Total ile başlanıyor bu da Total Kepazelik olarak geçsin kayıtlara…

>Güle Güle Alp Can

> Çocukluğumun geçtiği semtte bir abiydi, yeni yetmeliğimde yazılarını takip ettiğim bir gazeteci. Alp Can’ı kaybettik. Gelişim Spor’u aldım elime titreyerek, yine baktım künyeye. Güzel adamlar erken gidiyor bu dünyadan. Huzur bul Alp Ağabey…
(Fotoğrafı bana eşsiz arşivinden çıkartıp ulaştıran Coşkun Çelik kardeşime teşekkür ederim.)

>Naklen Yayınlar

>30 Mart Salı
21.45 Bayern Münich – Man. United (FUTBOL SMART)
21.45 Lyon – Bordeaux (EURO FUTBOL)
31 Mart Çarşamba
21.45 Inter – CSKA Moskova (FUTBOL SMART)
21.45 Arsenal – Barcelona (STAR TV)
1 Nisan Perşembe
22.05 Valencia – A. Madrid (EURO FUTBOL)
22.05 Hamburg – Standard Liege (FUTBOL SMART)
22.05 Benfica – Liverpool (CNN TÜRK)