>Fotoğrafını Yolla Oralardan Arda Turan

>Kariyeri boyunca verdikleri röportajlarda “Gazete okumuyorum, spor programlarını izlemiyorum” diyen futbolcular var. Ne diyeceksin, eyvallah deyip geçiyorsun. Gün geliyor futbolu bırakıyorlar, bir bakıyorsun okumadıkları gazetelerde, köşe yazarı; izlemedikleri programlarda yorumcu olmuşlar. “Gündemi sadece kulübümün resmi yayınlarından takip ediyorum, gazete, tv’ye bakmıyorum” diyen taraftarlar da var. Ne diyeceksin? Oku ve izle mi?..

Kulübünün gündemini resmi sitesinden takip eden bir Galatasaray taraftarı dün öğle saatlerinde galatasaray.org‘u tıkladığında bu fotoğrafla karşılaştı. Elbette ki öncesinde ne olduğundan haberdar değil. Sitede de bir detay yok. Ne düşünür? Çocuk yaştan beri arkadaş olan Arda ve Caner neşeli geçen, “futbolcuların hırslı göründüğü” bir antrenman sonrasında objektiflere poz vermişler. Hatta beyaz yelekli takım çift kaleyi kazanmış, ikili de bunu kutluyor. Kritik Bursaspor maçı öncesinde taraftarı mutlu eden, huzur veren bir kare! İşte hem eski futbolcunun da hem de taraftarın yanıldığı an bu. Biri en iyi bildiğini sandığı eski mesleğini anlatırken yıllardır sırtını çevirdiği bilginin eksikliğinden kıvranır, bir diğeri de dezenformasyona, sansürcü, “olması gerektiği gibi” yayın anlayışının sunduğuyla kendini kandırır.

Arda ve Caner’in haftanın basına açık tek antrenmanında kavga etmesi elbette ki bir rastlantı. Galatasaray’da haftalar öncesinden kurulup bırakılmış bombanın patlaması ise değil. Ne yazık ki bombanın saat ayarı yoktu. Ne zaman, nerede patlayacağını kimse kestiremiyordu. Nereden çıktı bu bomba? Alt yaş milli takımlarda beraber büyümüş, Manisa’da ev arkadaşlığı yapmış iki sıkı dost neden birbirlerine sinkaflı cümlelerle saldırdılar. Florya’da Metin Oktay‘ın adını taşıyan, Galatasaray’da futbol devrimini gerçekleştiren Jupp Derwall‘ın adını taşıyan sahaya futbol oynamak için çıkan bu adamlar neden kan sporunu tercih ettiler? Kim ne yaptı da; kan aktı Florya’da? Yönetenlerin yolunda gitmeyen şeyler olduğunu anlamaları için illa kan mı çıkması gerekiyordu? Dudağı patlatan el, dudağı patlayanın boynuna dolandığında ortalık süt liman mı oldu? Mesut musunuz oralarda? Dönelim o zaman geriye…

Bizim bu üç tarafı denizlerle çevrili; cennet topraklar diye öğretilen ve bir zaman sonra altının fay hatlarıyla döşeli olduğunu öğrendiğimiz ülkede zor olan birey olabilmektir. Eğitim sistemi de, memuriyet de, sokak da birey olmayı yasaklar. Çocuğunuz ilkokulda sürüden ayrıldığında öğretmenlerin aklına ilk gelen “Sizinki biraz hiperkatiftir”tir. Büyüdüğünüzde “Egosantrik bir arkadaş” derler. Toplum birey olarak sivrilmek istediğinizde başınıza iki şey gelir. Bir; gereğinden fazla pofpoflanır, övgüye boğulur, gruplar tarafından havaya fırlatılır ama yere düşerken fırlatanların ortalıktan kaybolduğunu görürsünüz. Yuhalarlar sizi. Sevgimizde tezahüratımız çoktur. Yere, göğe koyamaz, başımızın üzerinde taşır; sonra bir gün uzaklardan “Zaten kıçı kalkmıştı bunun” dediklerini duyar, öyle olmadığınızı bilir, üzülürsünüz.

İki, sürüden ayrıldığınızda çoban birden fazladır her seferinde. Sürüye geri dönmeyenin kafasına kafasına vururlar. İnsan vücudu bu, bir yere kadar eğilir. Vur, vur; gün gelir boynunuz eğrilir. Omuzlarınız çöker. Ya da bir zamanlar egosantrik dedikleri siz, egodistonik olur çıkarsanız. Aynaya baktığınızda kendinizi tanımaz, kendinize isyan eder, kendinizi sevmekten vazgeçersiniz. Emre Belözoğlu‘nun futbol kariyeri boyunca geçirdiği evre budur. Aynı süreçten şimdi Arda Turan geçmekte. (Bkz: 90’ların Sezercik’i:Emre Belözoğlu)

Arda bugün 23 yaşında. 17 yaşında adı spor sayfalarında çokça geçtiği günlerden bu yana elbette ki çok tecrübe edindi. Çok şey başardı, kuleler yaptı, bazılarını devirdi. Hayat bu. Kimse kusursuz değil. O 17’lik genç, yaşından olgun bir adamdı. Konuşurken ailesinin çok emek verdiğini anlıyordunuz. Sempatikti, burnu kalkık değildi, vefalıydı. Dı’li geçmiş zaman Arda bugün böyle değil demek değil asla! Bugün de öyle… Arda değil aslında özne “Arda Turan”. Ayşe”ler”, Mehmet”ler” ülkesinde adıyla soyadıyla Arda Turan! Bu toplumun içinde Tanrı’nın ona verdiği yetenekleri iyi değerlendiren, doğru zamanda doğru yerde olan, verilen şansı iyi kullanan ve basamakları hızla tırmanan, birey olarak sivrilen ve toplumun karşısına örnek olarak dikilen bir Türk genci o.

İlk günden itibaren en çok merak edilen “Arda şımaracak mı?” mıydı. Böyle olacağını savunanların garip bir ihtirası vardı. Arda 6 ay sonra barlara düşse; “Biz dememiş miydik?” diye meydanları dolduracaklardı. Kabul edelim Bordeaux’da attığı kafayla da paçasından asılacaklar için “hızlı” bir giriş yaptı futbol dünyasına. Bir kariyer özeti; ya da futbol kariyeri ağırlıklı bir profil çıkarmak, “şutu zayıf ama” demek değil niyetim… Uzar gider, ucunu yakalayamayız sonra. O yüzden filmi ileriye saralım.

“Onun etrafında kurulacak bir takım” sloganıyla başlayan transfer döneminde kaptanlık pazubandını ve 10 numaralı formayı verdiler Arda Turan‘a. Törende formanın Metin Oktay’ın forması olduğu vurgulandı, pazubandı 22 yaşında koluna geçirmesine dikkat çekildi. Bu icraata imza atan Galatasaray yönetiminin futbolun iflah olmaz romantiklerinin vazgeçilmezi olan bayrak adam tabirinden haberleri yoktu elbette.

Arda Turan, o bayrağı Metin Oktay‘dan değil, Bülent Korkmaz‘dan zaten, o forma ve bant verilmeden önce almıştı. Dümbüllü’nün kavuğu gibidir bayrak adamlık. Bayrak adamın illa ki kaptan olmasına gerek yoktu. Tarifini herkes bilir. Kısaca, alt yapıdan yetişen, kulübün tesisleri kokan, tribüne koysan üçlü çeken, transfer tekliflerini elinin tersiyle iten, formasını tenine dövme yapan adam. Bir zamanlar Hagi’nin topunu toplayan bu çocuk Galatasaraylıydı. Bunu her zaman her yerde söyledi. Endüstriyel futbolun coştuğu bir dönemde ülke içi rekabette kendisine açılacak muhtemel iki kapıyı ilk günden elinin tersiyle itti. Taraftar her zaman sever böyle futbolcuyu. Emre Belözoğlu’nu da böyle sevmişti Galatasaraylılar. Ta ki Inter‘e gidene kadar… Futbol o zamanlar bu kadar para kaldırmıyordu. Metin Oktay da Palermo’ya gidip, dönmüştü. Emre dönmedi. Üstelik büyük bir ustalıkla, zor saklanacak bir sırrı vardı. Fenerbahçeliydi.

İşte bu ihanet ve aldatılmışlık duygusu, Arda’ya 10 numaralı formanın ve kaptanlık pazubandının verilmesinin sebebidir. Derin bir kılıç yarasıydı Emre. Arda ise pansuman için gazlı bez! Ağır bir ihaneti unutmak isteyen bir adamın/kadının hemen yeni bir aşka yelken açması ve sonrasında hayal kırıklığına uğraması gibi. Bugün, “Arda’ya kaptanlığın verilmesi hataydı” diyenlerin hissettiği, o aşkta aradığını bulamayan adamın hissettiğidir. Bu Arda’yı kötü yapmaz. Hata Arda’nın değildir. Arda kaptan olduğundan beri hatalar yapmıştır ama bu hata onun defterine yazmaz. Onu Arda Turan olarak karşılarına oturtup, ondan Metin Oktay yaratmak isteyenlerin hatasıdır bu.

Bugün Arda, ne Arda Turan; ne de Metin Oktay. İkisinin arasında sıkışıp kaldı ve o egosu yüksek, futbol karakterini yeteneği kadar sahadaki yüksek özgüveninden alan genç, artık kendisiyle kavga eden, yetmediğinde en yakın arkadaşının dudağını patlatan adam oldu. Madem futbol fena halde hayata benzer. Biraz ekrandan çalalım. Tekrar Ömer olmaya çalışan, olamayacağını anladığında da aynaları kıran Ezel gibi… “Babam ve Oğlum”da o güzelim rakı-balık sofrasında “Ne oralı oldum ne de buralı” diyen Sadık gibi…

“Endüstriyel futbola karşı Metin Oktay” deyip, ürün gamında ona geniş yer ayırıp; her vefa arandığında onu referans gösterip, onun vefatından sonra uzun bir akıllara bile gelmediğini söylediğimde az tepki almadım. Galatasaray camiasını çıkmaz sokaklara sokan bir; 96 ruhudur bir de Metin Oktay mania. Sevmek ama böyle sevmek; hastalıktır kimi zaman… Son 10 yılda ne zaman 2-3 maç arka arkaya kazansa Galatasaray, o ruh geriye gelir. Sonra bir bakmışsın yine gitmiş. Ruhu oluşturmuş adamların biri bile kalmamışken; hala yeni gelen futbolculara dayatılan budur. Florya’da son 20 yılda yetişenlerin Cüneyt Tanman’ı, Tugay’ı, Bülent Korkmaz’ı, Suat, Okan’ı, Hagi’yi, Hakan Şükür’ü, Arif’i örnek alma şanslarını ellerinden alan da bu Metin Oktay maniadır. Arda’nın “keşke hep 66 kalsaydı” dedikleri formasını (6 ;alt yapıdaki Arda + 6 Arif) neden seçtiğini bile kimse hatırlamaz artık.

Arda neden Metin Oktay olsun ki? Ya da Arda hata yapınca; neden Arda’ya “Sen Metin Oktay olamazsın (olamadın)” diyorlar ki? Onun adı Arda Turan. Yazan çizen adama, ustalar “Ne olacaksan ol; ama kendin ol, samimiyetini kaybetme, örnek al, ama taklit etme” dediğinde hepimiz hürmetle başımızı sallarız da; neden biz hayatını kaleminden kazanlar, medya çalışanları bu adamı ,Arda Turan’lıktan Arda’lığa indirgeriz. Neden Metin Oktay’a yetişemeyenler kendi devirlerinde bir Metin Oktay yaratmaya çalışırlar? Messi, dünyayı yıkarken, neden hala bir kuşağın “Maradona” dediği akıllara gelmez. Sokakta şimdi kime sorsan “MFÖ’yü severim” der, benim kuşağım başka sever!

Arda, yarın seri ilanlara “Hüviyetimi kaybettim. Arda Turan” yazdırsa yeridir. Bu genç adama kimse ne olmak istediğini sordu mu? Soruyor mu? 10 numaralı formayı verip, o pazubandı koluna taktığınızda onun Metin Oktay olacağını mı sandınız? Ne bu? Çocuklarınıza giydirdiğiniz Superman, Spider-Man kostümü mü? Nedir bu? Hayat dediğiniz maskeli balo mu?

Kariyerinin ilk gününden beri yüzü gülen adamın bugünlerde nasıl top oynadığının önemi yok. Çünkü uzun zamandır yüzü gülmüyor. Buna sebep olanlar kimse; ne yaptıklarını idrak edebilmeleri için demek ki kan akması gerekiyormuş. Siz eğer o kanı, “Barıştılar” pozu verdirip altına da “Kankaydılar, artık kan kardeşi oldular”a getirirseniz; işte en çok zararı Metin Oktay’ın ruhuna verirsiniz.

Git artık Arda Turan, kendinden nefret etmeden… Nerede, nasıl, tekrar gülümseyeceksen; oradan bir fotoğrafını yolla. “Mutluyum” yazsın sadece arkasında…

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s