Monthly Archives: June 2010

>Elano

>Çok iyi başladığı Dünya Kupası’nda Brezilya finale çıksa bile kalan maçlarda forma giymesi çok zor Elano’nun. Yediği tekmede ayağının kırılmaması büyük şanstı. Ayağının üzerine basamadan çıkan Elano için başta ümitli konuştular ama kemikte ödem yayıldı mı işin zordur. Öyle bir darbenin ardından ayağın toparlanması 15 günden başlar. Elano için bence Dünya Kupası kesin olarak bitti. Galatasaray’a da tatilden geç döneceği için Avrupa Ligi ön eleme maçlarında oynamayacak. Galatasaray satmazsa, ligin ilk haftasında tekrar vitrine çıkar. Onun yerine Brezilya’da forma giyen Dani Alves o bölgede yetersiz kalıyor. Elano’dan üstün özellikleri elbette var Alves’in ama Elano çok daha akıllı.

>Real Madridli Thierry Henry

>Bu garip haberlerin öznesi neden Henry oluyor bilmiyorum ama yine sağlam bir vaka var önümüzde. Haber Star gazetesinden. Mourinho, Henry’nin ipini çekmiş. Peki Henry’nin Real Madrid’de ne işi var? Henry’nin Real Madrid’de oynamadığını kim iddia ediyor ki! Buyrun alttaki habere (2007) alalım sizi.

>İkinci Perdenin Finali

>Bu sezon Barcelona’nın şampiyonluğunun en basit açıklaması, Cristiano Ronaldo her takımı yendi. Barça da Ronaldo’nun takımını iki maçta da yendi. Portekizlinin tek kişilik şovuyla yıkamadığı tek takımdı Barcelona. Kısaca İspanyol milli takımı. Kupaya Ronaldo ve saz arkadaşları olarak gelen Portekiz’in, ölüm grubunda en iyi yaptığı iş savunmaydı. Kuzey Kore gibi ikinci yarı kamikaze gibi saldıran bir takıma 7 gol atmış olmak ancak istatistiktir. Eksik Brezilya karşısında bu şablonla İspanya maçında ne oynayacaklarının işaret etmişlerdi elbette. Carvalho ve Alves’in önüne geçelim ön liberoyu; 5 metre öteye 3. stoperi , Pepe’yi yerleştirmek Carlos Quieroz’un korkunun ecele faydası yok dedirten oyun felsefesini yeteri kadar anlatıyordu. Sezonun ikinci yarısında coşan Tiago ve Meireles ile orta sahada geride kalan iki büyük maçta ezilmemişlerdi ama işin hücum tarafında bir planları yoktu. Ronaldo kanatta mı? En uçta mı? Mesafe tanımaksızın her yerden vuran ve egosu milli formadan taşan bu adam, anlamsız bir gol dışında bir şey yapmadı turnuvada. Simao her zaman ki Simao. Biraz fizik, sertlik gördüğünde ezilen giden… Takımın en iyisi sol bekte Coentrao idi. Bastos ile birlikte kanat oyuncusundan devşirme bu genç adam kupaya gidemeyen Fenerbahçeli Santos’a da verilmiş bir selamdı. İlk yarı Ramos’un kanadını haşat etti ama önündeki Simao yokları oynayınca tecrübesizliğinden dolayı kondisyonunu 90 dakikaya yayamadı ve ikinci yarıda Ramos’un da önde basmasıyla 30 dakika ortalıktan kayboldu. Almeida, golcü yetişmeyen bu takımda ne arar, onu bilen yok.İşte bu Portekiz karşısında 2 yıl önce bugün Euro 2008’de kupayı alan İspanya o finalin ilk onbirinden 3 adam farklı olarak sahaya çıktı. Marchena, Fabregas ve Senna , 2008’de sahadaydı. Iniesta ve Torres’in sakatlık dönüşü güçsüz olmaları zaten grup maçlarında yaşadıkları sıkıntının nedeniydi. Bugün de kondisyonu 90 dakikayı çıkartması mümkün olmayan Iniesta, aktif dinlenmelerle büyük profesyonel olduğundan nefesini bütün oyuna yayarak maçı bitirebildi. Torres ise bu kez ilk 15 dakikada hırs yapıp, ardından yine silinip, gitti ve bir kez daha oyundan alındı. Del Bosque’nin oyunu kendi sahasında kabul edeceği belli Portekiz karşısında çift ön libero kullanması elbette ki eleştirilebilir ancak İspanyol hoca ilk maçtan beri bu şablonu bozmamıştı. Bugün bu şablonla oynayıp kaybetse; hem eleştirilerden etkilendiğini belli etmiş olacak (bu bilettir) hem de takımın ayarlarlarıyla oynadığı için topa tutulacaktı. Sol beki çıkmayan İspanyollar’da Coentrao ile boğuşan Ramos da çıkmayınca iş elbette kanata çıkıp top alan David Villa’ya kaldı. İspanyol milli takımının 3 değerli kanat oyuncusunu da kulübeye çekmesi de anlamlı. Açıkçası ben gol öncesindeki Torres-Llorente değişikliğini doğru bulmadım. Sorun orta sahadaydı ve son adamlara top akmıyordu. Silva ya da Mata’yı beklerken, Torres’den tek üstün yanı yüksek toplar olan Llorente’nin girmesi beni şaşırttı. Kanattan yüksek top atmayan İspanyollar, golü yine bir Barça klasiği akınla buldular. Gol ofsayt mı? Tartışılır.

Beklenildiği üzere İspanyollar kazandı. Fransa ve İtalya’nın zaten soru işaretleriyle geldiği turnuvada Gana dışında 7 takım da grubunu birinci sırada bitirmişti. Onlar da işi uzatmada bitirip buraya geldiler. Sürpriz var mı? Yok. Çeyrek finallerden elbette ki bir Copa America yarı finali de çıkabilir, bir bacağında Euro 2008 finalinin rövanşı da. İspanya için yarı finalde diyebiliriz. Diğer 3 eşleşmede ortada. Benim adaylarım Gana, Brezilya ve Almanya.Son 8 maça girilirken;

Turnuva başından beri finalin ardından tek konuşacağımız şey inşallah vuvuzela olmaz diyordum. Bugün keşke sadece vuvuzela olsa diyorum. 2010 Güney Afrika’da futbol büyük yara aldı. Skandal hakem hataları, risk almayan teknik adamlar, silinip giden bir teknik adam kuşağı, gol sıkıntısı, bir elin parmaklarını geçmeyen iyi maç sayısı, Rooney, Anelka ve Torres’ın sıfır çekmesi. Bizim olmadığımız finallerin en güzelinin bir Türk olması ise bardağın dolu tarafı. Bu turnuva şimdilik Mesut Özil’in turnuvası…

(Maçın skorunu ve golü atanı bilen Ali Cahit. Tebrik ederim. Bana adresini yollamasını rica ediyorum.)

>Ailemin Tatile Gittiği Yıl

>Dün Brezilya-Şili maçı oynanırken Sao Paulo‘dan bu fotoğraf karesi.
Dünya Kupası ve Brezilya deyince bu filmi izlemeyen kalmasın derim. Vesile oldu blog arşivinden bir hatırlatma olsun.

0 Ano em Que Meus Pais Sairam de Ferias (Ailemin tatile gittiği yıl)
Brezilya’da ordunun iktidarda olduğu yıllar, anlayacağınız zor yıllar. Sene 1970. Meksika Dünya Kupası’na birkaç ay var. Brezilya’daki musevi cemaati içinde geçiyor film. Yönetmen Carlos Hamburger de alman asıllı bir musevi. 1962 doğumlu. Çağan Irmak ve 80 ihtilalinin bir Brezilyalı yönetmen versiyonu sanki. Senaryo yönetmenin değil ama 1970’de 8 yaşında olan Hamburger’den filmin asıl çocuğu Mauro’ya çok gönderme var gibi. Dedim ya sene 1970. Pele, Rivelino, Tostao’lu Brezilya Dünya Kupası’na hazırlanıyor. İktidarı elinde tutan ordu ve baş düşmanları komünistler. Sürgünler, voleler, goller ve harika müzikler. (6 Mayıs 2008)

>İspanya vs.Portekiz Skor Tahmini

>İspanya-Portekiz karşılaşmasının skoru ve golleri atanları tahmin ediyorsunuz. İlk bilene bir şişe iyisinden Aceto Balsamico.
İspanya: X Portekiz: Y
Goller: A, B, C

>Mesut’un Sahte Alman Pasaportu (!)

>Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık (!) Dünya Kupası’nda biz yok ama bu geceden itibaren manşetlerdeyiz. Üstelik bir skandal yüzünden. Bunu iftira da diyebiliriz. İtalyan ve İspanyol medyası saatlerdir bu haberi manşetlerine taşıyor. Yarın da gazetelerinde büyük yer bulacaktır. Hiddink’in Mesut Özil için sahte pasaportla Alman milli takımı forması giydiğini söylediğini iddia ediyorlar. Peki nereden çıktı bu haberler?
Hiddink, Alman Bild’e konuşuyor ve orijinal metinde yer alan şu açıklamayı yapıyor.
Schade, dass Özil sich für den falschen Pass entschieden hat. Er ist ein moderner Fußballspieler, den ich in meinem Team gut gebrauchen könnte. “
Almanca bilmiyorum ama en basitinden çeviri programı bile Hiddink’in sahte pasaport kelimesini kullamadığını ortaya koyuyor. Meali: “Mesut’un yanlış pasaportu seçmesi çok kötü. O modern futbolun temsilcisi. Onu takımımda kullanmak isterdim.”

Türk Milli Takımı’nın teknik direktörünün, Dünya Kupası’nın en çok konuşulan oyuncusu hakkında yaptığı bu açıklamadan daha normal olan nedir ki? Hiddink keşke ile başlayan temennisini dile getiriyor: “Mesut benim futbolcum olsa” diyor. Tabii atı alan Üsküdar’ı geçmiş. Hollandalı da bunu zaten biliyor.

Skandal bundan sonra başlıyor. İtalyan ve İspanyollar, bu açıklamaları bilerek ya da bilmeyerek yanlış çeviriyorlar. “Yanlış pasaportu, yanlış formayı” seçti açıklaması oluyor size “sahte pasaport” (!) Altını da doldurmayı da ihmal etmiyor. İtalyan ve İspanyol haber sitelerini, gazetelerini kontrol ettim. İşte uydurulan İtalyanca ve İspanyolca örnekler :
«Il passaporto tedesco di Mezut Ozil è un falso – ammette l’ex tecnico del Chelsea -. Il documento è stato falsato per permettere ad Ozil di giocare nella nazionale tedesca, ma lui non ne ha diritto»
El pasaporte alemán de Mesut Ozil es falso. El documento fue falsificado para permitir al futbolista jugar con la selección de Alemania, pero no tiene tal derecho

Kim kimi kaynak aldı bilmiyorum ama; uyduran iyi uydurmuş ve yukardaki satırlarda Hiddink’in açıklamalarını çarpıtmış: Diyorlar ki: Hiddink: “Mesut’un pasaportu sahte. Almanlar, Mesut’un milli takımlarında oynayabilmesi için dokümanlarda değişiklik yaptılar.”

Bunun böyle olmadığını, Mesut’un Almanya doğumlu olduğunu ve Alman Milli Takımı’nı seçtiğini sadece biz ve Almanlar bilmiyoruz elbette. Bu çeviri hatası ya da anti-Almanya propagandanın sebebi ne olabilir? İlk ihtimal yarı finaldeki olası İspanya-Almanya eşleşmesi öncesinde karşı tarafa saldıran İspanyollar habere balıklama atladı ve yarın rezil olacaklar. İtalyanlar da geçmişlerinde bin tane sahte pasaport davası olduğundan “Olmuştur” deyip atlamışlar!

Tabii Hiddink’in açıklamalarını doğru çeviren Brezilya basını ve bazı İtalyan haber siteleri de var. Muhtemelen yarın Almanlar ve Hiddink, İtalya ve İspanyol medyasını topa tutacak. Neymiş Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık. Galip miyiz şimdi?

>Rafael Marquez

>Bütün takım, Tevez’in golünün ofsayt olduğunu dev ekrandan gördü. Hakem de gördü ki koşarak yardımcısının yanına geldi. Fakat kararını değiştirmek istemedi. O dakika bütün enerjimizi yitirdik. Sadece bu maçta değil turnuvanın başından beri hakem hataları vardı. Artık bir şeyler yapmak lazım…” Rafael Marquez / Meksika