>Galatasaray’daki Kangren

>Gangren (Kangren):Dokuların; kendilerini besleyen atardamarların herhangi bir sebeple, tamamen yetersiz hale gelmesi sonucunda hayatiyetini kaybetmesi durumu.
(Gangren mi, kangren mi? Bu da uzun yıllardır bitmeyen bir tartışmadır. Kangrenin kendisi de bir gangren! )
*******
Galatasaray’ın önündeki üç kritik karşılaşma var. Ligde geçen sezon iki maçta da yenemediği Bursaspor ve Eskşehirspor, Avrupa Ligi’nde de Lviv rövanşı. Muhtemelen bu maçların sonucu teknik kadronun geleceğini belirleyecek. Galatasaray, bu üç maçın da favorisi değil. Daha da ötesi Galatasaray uzun zamandır evinden uzak oynadığı hiçbir maçın favorisi değil. Bahis oranları öyle dese de taraftarının gözünde, artık değil… Doku kaybına uğrayan bu takımı, kangren yapan nedir peki?
Adnan Polat: Israrla gelecek projelerden, şirket birleşmesinden, yeni stattan bahsediyor. Taraftarın -dünyanın her yerinde- kasadaki parayı değil; müzedeki kupayı önemsediğinin farkında değil.
Adnan Sezgin: Onu hala Galatasaray yönetim kurulu üyesi zannedenler var! Doğrusu elbette ki maaşlı bir çalışan olduğu. Haldun Üstünel’in yönetimden tasfiyesi sonrasında transferin tek yetkilisi oldu. Mehmet Batdal, Musa, Serdar, Ali Turan, Rijkaard’ın listesinde olan adamlar değil. Musa hariç hepsi bonservisi elinde olduğu için Florya’nın kapısından içeriye girdi. Sezgin’in medya desteği sıfır. İcraatları arasında doğru olanlar da eleştiri yağmurunun altında ıslanıp, çürüyor. Adnan Polat ondan vazgeçmiyor.
Frank Rijkaard: Büyük futbolcu, büyük teknik adam ama Galatasaray’ı kötü yönetiyor. Sözleşmesinde sanki “Bize, 4-3-3 oynatacaksın” yazıyormuşçasına bir çılgınlık var. Sözleri ve icraatları çelişiyor. Takımla, camiayla, taraftarla arasında hep bir mesafe var. Gerets gibi Akdenizli’yi oynayamıyor. Soğuk, kısa cümleler kuran, yönetimin konuşma yasağına itiraz etmeyen, kendini medyada ifade etmekten uzak bir portre çiziyor.
Kondisyonerler: Rijkaard, Sivasspor bizden fizik ve kondisyon olarak daha güçlüydü diyorsa eleştirenlere zaten söz düşmez. Hollandalı’nın beraberinde getirdiği kondisyonlerin diplomaları, kitapları ortaya saçılmış, övgüler dizilmişti. 45 gün önce sezonu açan Galatasaray, geçen sezon olduğu gibi yine önde olduğu maçları rakibe verebiliyor, ayakları yere sağlam basmıyor.
Tercüman: Rijkaard geldiğinden beri Florya’daki en büyük kangren. Mert Çetin’den sonra Mustafa Yücedağ, Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak gibi. Rijkaard bize ne anlatıyor? Türkiye’de futbolsevere Rijkaard’dan geriye hangi anektod kalacak? “Futbol devrimi” yapsın diye getirilen Rijkaard’ın dediklerini bize aktaracak olan bu tercümanlar “Revolution”un Türkçesini biliyor mu? Hiç sanmıyorum.
Arda Turan: Son 3 sezonda hiç bu kadar fit olmamıştı. Zayıfladı ve bu da oyununa yansıdı. Menajeri ise Avrupa’da bir uçaktan inip bir diğerine biniyor, takım arıyor. Arda’yı satarsa para kazanacak adam. Ahmet Bulut ne yapsın, ekmeğine bakıyor! Rijkaard-Neeskens, onu ısrarla ortada oynatıyor, o da her seferinde kanada kaçıyor. Neeskens’in maçlardaki en önemli görevi bu. Arda’ya ortaya gel demek!
Servet Çetin: Sahada değil, uzun zamandır mikrofonları görünce konuşuyor. Rijkaard’ın istemediği adamdı, hesapta. Şimdi onbirin bankosu. kangrendi, olmaya devam ediyor.
Barış Özbek: Geçen sezon rakibe attığı tekmeden sonra Galatasaray gelenekleri gereği bileti kesilmeliydi. Galatasaray da değişiyor. Bu sezon da kadroda. Genç yaşına rağmen sözleşme yenilenmediğine göre sezon sonunda yolcu. Feldkamp’ın Galatasaray’a Serkan Çalık ile birlikte attığı iki kazıktan biri. Galatasaray’da futbolcu kalitesi çizgisini aşağı çekenler, o kapıdan 30 yaşında hala kramponunun altıyla top istop eden Mustafa Sarp’ın da -evet o da bonservissiz-girmesini sağladı.
Aykut Erçetin: 28 yaşında, 8 yıldır Galatasaray’da. Çizgiyi terk etmiyor. Etmemesinin sebebi verdiği demeçlerdeki ben iyi kaleciyim imajının, beynindeki ben yetersizim ile çelişmesi. Galatasaray’a kazandırdığı maç yok? Tek başına yaktığı maç sayısına parmaklar yetmez. (bkz: Galatasaray kalesi/Blog/2008
Aydın Yılmaz: Neden gitsin ki? Tesisler güzel, bankaya yatan paralar güzel. Galatasaray’ın alt yapısından her çıkan yıldız olacak sananların en büyük hayal kırıklığı. Kangren mi dedik!
Sağlık ekibi: Kangrendi, değiştirildi. Onca sakatlıktan sonra yıpranmışlardı, gitmeleri iyi oldu. Böylece Pino’nun sakatlandığı gün Sağlık Ekibi’ni suçlu bulanlar da rahatladı! Siz, grip olduğunuzda doktorun kapısını çalıp, “Senin yüzünden grip mi oldum?” diyorsunuz. Yeni gelenler de sihirbaz değil. Yenilerden sonra da sakatlananlar oldu, sakat olanlar da iyileşmedi daha..
Forma: Galatasaray’ın son iki sezonda en büyük derdi, ne renk forma giyeceği. Galatasaray, 4 resmi maça çıktı. Parçalı forması ortada yok. Zaten paramparça olmuşuz, pembe ile umut tazeleyelim, somon ile kolestrolü düşürelim derdinde tasarımcılar.
Galatasaray taraftarı: İki yıldır sözkonusu transfer olunca, oyuncak beğenmeyen şımarık zengin çocuğu gibi. 10 dakika oynar ve kırar atar bir köşeye. Beklentiyi yaratan da kendisi, hayalindeki adam gelmeyince yönetimine sallayan da… Adriana Lima’ya internette aşık olup, “neden evlendi?” diye ekranın başında ağlamak gibi:) Tribün desteğinde Beşiktaş ve Fenerbahçe ile rekabet edemez düzeyde. Yeni stadına geçene kadar da böyle idare edecek..
Medya: Araç takip mesafesini, gazeteciliğinde de ayarlamayanlar… Kendi egoları, ihtirasları için kaleme sarılanlar… Mesafeyi kısa tutup, yönetimin, futbolcunun içine dalan, öndeki frene bastığında kaza yapanlar…

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s