Süper Menajerler:Pini Zahavi ve Jorge Mendes

Entourage izliyorsanız yetenek avcısı Ari Gold’u tanırsınız. Jerry McGuire ya da Any Given Sunday de onları anlatır. Sporcu menajerleri… Hollywood senaristleri onları keşfedeli çok oldu ancak Avrupa kıtasında futbol endüstrisine hükmeden kahramanlar şimdilik bir filme konu olmayı başaramadılar.
Rüştü Rençber, Türk futbol tarihin en görkemli transferine imza atıp Barcelona’nın yolunu tuttuğunda satır aralarında kalan isim oydu. Pini Zahavi. İyi bir kaleci arayan Barcelona Başkanı Laporta’yı ikna etmeyi başarmış, Türk ortağıyla birlikte Rüştü’yü Katalanların efsane kulübüne götürmüştü. Zahavi, yıllar sonra o günlerde Rüştü’ye forma vermeyen Rijkaard’ın kapısını çaldı. Oyuncusu Giovani Dos Santos, Dünya Kupası’nda forma giyebilmek için düzenli olarak bir kulüp takımında forma giymeliydi. Galatasaray’ın teknik direktörü Rijkaard, eski dost Zahavi’yi kıramadı! Futbol dünyasının süper menajerinin sırrı da buydu. 30 yıllık menajerlik kariyerini dostluklar üzerine kurmuştu. Önce teknik adamlar, sonra kulüp başkanları ve en sonunda futbola yatırım yapmayı planlayan oligarklar…İsrailli menajer çocukluğundan beri futbol tutkunuydu. Tel Aviv yakınlarında Nes Ziona’da berabere ilkokula gittiği Jacob Shabar gün gelecek Maccabi Haifa kulübünün başkanı olacak, Zahavi ise top peşinde koşmak yerine spor gazeteciliğini seçecekti. “5 yıldan fazla bir gazetede çalışmam. Yeni gazete, daha yüksek maaş, daha iyi şartlar demektir” diyecekti yıllar sonra Guardian’a verdiği röportajda. 22 yaşında gittiği Yedioth Ahronoth gazetesinde 2 sütun olan spor sayfalarını dokuz sayfaya çıkarmaya başladı. 1974 Dünya Kupası hayatının dönüm noktası oldu. Avrupalı teknik adam ve futbolcularla yakın dostluklar kurmaya başladı. Menajerlik kariyeri için temeli inşa ediyordu Zahavi. Ada futbolu kendi dünyasındaydı ve İngiliz teknik adamlar Avrupa kıtasındaki futbolcuların bir çoğunun adını bile bilmiyorlardı. “Maç sonuçları bile yayınlanmazdı İngiliz gazetelerinde” diye anlatıyor o günleri Zahavi. 1979 yılında ilk transferine imza attı. Liverpool kulübüne Maccabi Haifa forması giyen defans oyuncusu Avi Cohen’i 200 bin pound’a sattı. Gazeteci-menajer kartviziti İsrail medyasında tartışma konusu olunca da elinde yetenekli İsrailli oyuncu olmadığından uzun süre menajerlikten uzak durdu. İkinci operasyon için düğmeye bastığında gazetesine istifasını vermişti. 1990’da Ronnie Rosenthal’ı Standard Liege’den Liverpool’a getirdi. 80’lerde Graeme Souness, Kenny Dalglish gibi Ada futbolunun efsaneleriyle yakın dostluk kurmuş, onları İsrail’de ağırlamıştı. İsrail’den Liverpool her gittiğinde yanında götürdüğü bir kasa portakalı Liverpool tesislerinde futbolculara dağıtıyordu. Dönüm noktası teknik direktörlüğünü yakın dostu Souness’ın yaptığı Southampton’dan West Ham’a götürdüğü İsrailli orta saha Eyal Berkoviç oldu. Ona parayı kazandıran vatandaşı değil West Ham’da keşfettiği ve “ Bir gün 1 numara olacağını o gün biliyordum” dediği Rio Ferdinand oldu. İngiliz defans oyuncusu tarihin en pahalı savunmacısı sıfatıyla Leeds United’dan Manchester United’a 30 milyon pound gittiğinde, Alex Ferguson ve Zahavi’nin “çok eski dost” olduğu yazıldı İngiliz medyasında. Nisan 2003’te bir Rus milyarderi Manchester United-Real Madrid Şampiyonlar Ligi maçında locasında ağırladı. Roman Abramovich iki ay sonra Chelsea’yi satın aldığında operasyonun arkasındaki isim Pini Zahavi’ydi. İlk transfer döneminde 111 milyon pound harcayan Chelsea’nin kasasından Zahavi’nin hesabına yatan komisyon 5 milyon pound’du. Nijerya’da keşfettiği Yakubu’yu önce İsrail’e getiren ardından Portsmouth’a imza attıran Zahavi, 2005 yılında onu Middlesbrough’a sattığında 7.5 milyon pound’luk kontratın 3 milyonunu kasasına koydu ve İngiltere ayağa kalktı. Zahavi artık hedefteki adamdı. Zahavi artık futbolcu menajerliğini ikinci plana atmış, kulüplere danışmanlık hizmeti veren bir şirketin sahibi olmuştu. Elinde futbolcu porföyü tutmak yerine, Premier Lig kulüplerinin yabancı sermayeye satışlarına aracılık etmeye başladı. İsrailli Gaydamak Ailesi, Portsmouth’u satın aldığında Zahavi masadaydı, onun Maccabi Haifa’dan getirdiği Avram Grant de o gün Ada futboluna adımı attı. Gün gelecek Zahavi, vatandaşı Grant’i, satışına aracılık ettiği Chelsea’nin başına getirecekti. İngiliz futbolunda kural basitti. Bir futbolcunun sahibi olan kulüp diğerine satış yaptığında kasasına parayı koyardı. Zahavi, İngilizleri bonservis ortaklığıyla tanıştırdı. Futbolcuların artık birden fazla sahibi vardı. Güney Amerika piyasasında oligark sermayesiyle kulüp ve futbolcu satın alan Kia Joorabchian ile de ortak iş yapmaya başladı. Carlos Tevez ve Javier Mascherano bu ortalık sayesinde Zahavi’nin yakın dost olduğu Manchester United ve Liverpool’a transfer oldular. “Cebinde metelik olmayan bir spor muhabiri olarak kalmak istemiyorum” diyen Pini Zahavi, 30 yıl içinde 200 milyon Euro’ya yakın servetin sahibi oldu. Drogba’dan, Peter Cech’e onlarca yıldızı Chelsea’ye, Roman Abramovich’e sattı. West Ham kulübüne ortak olduğundan, transferlerde yolsuzluk yaptığına dair birçok iddia ortaya atıldı, hakkında onlar soruşturma açıldı ancak Pini Zahavi, Güney Amerika piyasında ortak iş yaptığı Jorge Mendes’e gün geldi süper menajerlerin bir numaralı koltuğunu kaptırdı.Yanından ayırmadığı üç cep telefonunun aylık faturası 7 bin Euro. Porföyünde 100 futbolcu bulunduran ve toplam değerleri 600 milyon Euro’yu geçen bu kadife ayakları pazarlayan bir süper menajer için elbette bu faturaların lafı olmaz! Portekizli Jorge Mendes, Zahavi kadar futbolu seven ve hep futbolcu olmayı hayal etmiş bir çocuktu. Babasının çalıştığı petrol şirketinin takımı Petrogal’de ardından ağabeyinin birlikte Lizbon’dan göç ettiği Viana do Castelo’da Vianense’de forma giydi. Üçüncü ligde bir futbolcu ne kadar kazanabilirdi ki! Video film kiraladığı bir dükkan açtı kendine ve 30 yaşında futbolu bıraktığında parayı, bar ve gece kulübünde kazanacağına karar verdi. Caminha’da açtığı bara gelen bir kaleci Mendes’in tüm kariyerini sil baştan değiştirdi. Guimares forması giyen 22 yaşındaki Santo, Porto’ya transfer olmak istiyordu ama iki takım arasındaki düşmanlık yüzünden imza çok zordu. Jorge Mendes, Deportivo La Coruna’ya 1996 yılında Santo’yu satmayı başardı. Önemli olan sektöre girmekti, arkası geldi. Alt ligden Costinha’yı Fransız Monaco’ya, Capucho’yu da Porto’ya sattığında ülkede yeteri kadar tanınmıştı ama Portekiz’de futbolcu menajerliği Jose Vega’dan sorulurdu!Galatasaray’a Mario Jardel’i de satan ve Figo, Pinto, Zidane gibi yıldızların menajerliğini yapan Veiga, Porto’yu avucunun içinde tutuyordu. Sergio Conceiçao’nun transferi yüzünden Porto ve Vega birbirlerine girince devreye elbette ki Jorge Mendes girdi! Vega artık Benfica tarafındaydı, Mendes ise Porto. İki kulübün ezeli rekabeti iki menajer arasında da yaşanmaya başlandı. 2002 yılında Lizbon havaalanında bavullarına beklerken yumruk yumruğa kavga edecek kadar da rekabeti sertleştirdiler ama kazanan genç Jorge Mendes oldu. Porto ile Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Jose Mourinho, Uniao Leiria’yı çalıştırdığı günden beri Brezilyalı menajer Jorge Baidek ile çalışıyordu. Jorge Mendes süper menajerliğe adımını Mourinho ile attı. Adı Liverpool ile anılan Mourinho, Chelsea’ye imza atmadan önce Baidek ile yollarını ayırdı ve Chelsea’de perde arkasındaki adam bir diğer süper manajer Pini Zahavi’nin ortak çalıştığı Jorge Mendes ile anlaştı. Avrupa futbolu artık Zahavi-Mendes ikilisinin kontrolündeydi. Barcelona yönetimiyle iyi ilişkisi olan Mendes, Atletico Madrid’in de neredeyse tüm dış transferlerine imza atmaya başladı. Real Madrid’in 2 milyona almadığı Pepe’yi aynı kulübe 25 milyona satmayı başaran Mendes, Cristiano Ronaldo ve Ricardo Quaresma gibi iki büyük yeteneği erken keşfetmenin ödülünü en büyük rakibi ve aynı zamanda ortağı Pini Zahavi’yi süper menajerler sıralamasında sollayarak aldı. Cristiano Ronaldo’nun Real Madrid’e satışından 4 milyonu cebine koyan Mendes, Quaresma’yı da Mourinho sayesinde Inter forması giydirdi. Portekiz’deki rakibi Jose Veiga, 2004 yılında pes etti ve Benfica yönetiminde çalışmaya başladı. 45 yaşındaki Mendes, Euro 2008’de O Jogo gazetesine düzenli makale yazması teklif edildiğinde kendisine “Milyonlarım” başlıklı bir köşe ayrılmasına itiraz etti ve transferde kullandığı kuru sayfasına taşıdı: “Euro’nun değeri” Yetenek avcısı Mendes, menajerlik şirketinde Güney Amerika’da düzenli olarak maç izleyen ve gelecek vaad eden yıldızları merkez bildiren ekibi dışında oyuncularının medya ilişkilerini düzenleyen gazetecileri de çalıştırmaya başladı. Mendes ismiyle Türk futbolu en sıcak ilişkisini ise Beşiktaş sayesinde yaşadı. Inter’de dibe vuran yetenekli ama takım oyununa ayak uyduramayan yıldızı Quaresma’ya takım arayan Mendes, bir diğer adamı Mourinho, Real Madrid’e gidince Milano kulübünden “Oyuncuna takım bul” mesajını aldı. Quaresma ile başlayan Portekizli modası ara transfer döneminde doruğa ulaştı. Mendes, Atletico Madrid’e sattığı Simao’ya İspanyollar yaşlı olduğu gerekçesiyle yeni kontrat önermeyince yine Beşiktaş’ın kapısına çaldı. Fernandes ve Almeida transferleriyle kare as tamamlandı . Mendes ortak çalışmayı seviyordu. Türkiye’deki operasyonları için de seçtiği isim menajer Ahmet Bulut’tu. Beşiktaş’a gelen tüm Portekizlilerin imzasında kulüp ve Mendes ile üçgeni tamamlayan Ahmet Bulut aynı zamanda Arda Turan ve Emre Belözoğlu’nun da menajeri. Mendes ve Bulut, sezon başında Atletico Madrid’in Galatasaray’a transferin son gününde Arda için yaptığı 12 milyon Euro’luk teklifle gündeme gelmiş, İspanyol kulübünün yönetiminin resmi bir teklif yapmadığı ve bu transfer operasyonunun arkasında Jorge Mendes’in olduğu iddiası iki ülke medyasında da yer bulmuştu. Yakın bir tarihte Arda Turan’ın olası bir Avrupa macerasının startında bu ortaklığın yer alacağını tahmin etmek çok da zor değil açıkçası…Türkiye’de Jorge Mendes modası öncesinde fırtına gibi esen isim hiç kuşkusuz ki Juan Figer. Fenerbahçe’de başta Alex olmak üzere son 7 yılda gelen neredeyse tüm Brezilyalıların menajerliğini yapan ve serveti 600 milyon dolar olan Juan Figer, 70 yaşında. Güney Amerika futbolunun süper menajeri olarak tanınan Uruguaylı Figer, oyuncu menajerliği kadar futbolcuların bonservis haklarını elinde bulundurmasıyla da tanınıyor. Figer vasıtasıyla futbolcu almak isteyen kulüpler, oyuncunun oynadığı takım yerine onunla pazarlık yapmak zorunda çünkü Uruguaylı futbolcuların bonservislerinin aynı zamanda ortağı. Uzun yıllar boyunca Uruguay’daki vergi avantajlarını lehine kullandığı iddia edilen ve ülkesindeki kulüplerden (Rentitas davası) futbolcuların lisanslarını çıkartan Figer, FIFA’nın 2001 yılında kayıt altına aldığı futbolcu menajerliğinde bir efsane. Maradona’yı 1975 yılında keşfeden adam olarak tanınan Figer, Lineker, Socrates, Vialli, Dunga gibi yıldızları da yıllar boyunca temsil etti. Denilson’u 40 milyon dolara Brezilya’dan getirip İspanyol kulübü Real Betis’e satan Figer, Fenerbahçeli Alex, Lugano, Romalı Baptista, Milanlı Robinho’nun da halen menajeri.Süper menajerler listesinde bir diğer isim ise Mendes’in Mourinho’yu götürdüğü Real Madrid’e Cristiano Ronaldo ile aynı zamanda Kaka’yı 65 milyon Euro’ya satma başarısını gösteren Ernesto Bronzetti. 1986’da Fogia kulübünde adı şike skandalına karıştığında genel direktör olarak görev yapan Bronzetti bugün İtalya’da portföyü en geniş futbolcu menajeri. Shevchenko’nun yıllarca transfer operasyonlarını yöneten, Milan ve Inter’de birçok yıldızın imzalarında masada olan Bronzetti, Real Madrid kulübünün de favori menajeri. 2006 yılında patlak veren şike ve hakem skandalının ardından Juventus’lu Fabio Cannavaro’yu Real Madrid’e satma başarısını gösteren Bronzetti, Çizme’nin bir numarası…İngiltere’de Zahavi ve Mendes gibi yabancılar kadar etkili olmasalar da eski futbolcular Jonathan Barnett, Jerome Anderson, Colin Gordon gibi menajerler Ada futbolunun yıldızlarını ellerinde tutuyorlar. Messi ve Cristiano Ronaldo’nun kapışmasına sahne olan İspanya’da ise futbolcu transferi, piyasaya takımların seyahat organizasyonları yapmak için kurduğu turizm acentasıyla giren ve bugün İker Casillas, Victor Valdes, Raul ve F1 pilotu Fernando Alonso için pazarlık masasına oturan Gines Carvajal…
Bol sıfırlı kontratların atıldığı masaların değişmez isimleri olan süper menajerlerden bir tüyoyla kapatalım turumuzu: “Oyuncu satışından kazandığımız komisyonun; futbolcuların imaj haklarından kasamıza giren paranın yanında lafı olmaz.” Peki o kasalar nerede? 800 dolara şirket kurulan Virgin Adaları’nda!

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s