Category Archives: Uncategorized

Süper Menajerler:Pini Zahavi ve Jorge Mendes

Entourage izliyorsanız yetenek avcısı Ari Gold’u tanırsınız. Jerry McGuire ya da Any Given Sunday de onları anlatır. Sporcu menajerleri… Hollywood senaristleri onları keşfedeli çok oldu ancak Avrupa kıtasında futbol endüstrisine hükmeden kahramanlar şimdilik bir filme konu olmayı başaramadılar.
Rüştü Rençber, Türk futbol tarihin en görkemli transferine imza atıp Barcelona’nın yolunu tuttuğunda satır aralarında kalan isim oydu. Pini Zahavi. İyi bir kaleci arayan Barcelona Başkanı Laporta’yı ikna etmeyi başarmış, Türk ortağıyla birlikte Rüştü’yü Katalanların efsane kulübüne götürmüştü. Zahavi, yıllar sonra o günlerde Rüştü’ye forma vermeyen Rijkaard’ın kapısını çaldı. Oyuncusu Giovani Dos Santos, Dünya Kupası’nda forma giyebilmek için düzenli olarak bir kulüp takımında forma giymeliydi. Galatasaray’ın teknik direktörü Rijkaard, eski dost Zahavi’yi kıramadı! Futbol dünyasının süper menajerinin sırrı da buydu. 30 yıllık menajerlik kariyerini dostluklar üzerine kurmuştu. Önce teknik adamlar, sonra kulüp başkanları ve en sonunda futbola yatırım yapmayı planlayan oligarklar…İsrailli menajer çocukluğundan beri futbol tutkunuydu. Tel Aviv yakınlarında Nes Ziona’da berabere ilkokula gittiği Jacob Shabar gün gelecek Maccabi Haifa kulübünün başkanı olacak, Zahavi ise top peşinde koşmak yerine spor gazeteciliğini seçecekti. “5 yıldan fazla bir gazetede çalışmam. Yeni gazete, daha yüksek maaş, daha iyi şartlar demektir” diyecekti yıllar sonra Guardian’a verdiği röportajda. 22 yaşında gittiği Yedioth Ahronoth gazetesinde 2 sütun olan spor sayfalarını dokuz sayfaya çıkarmaya başladı. 1974 Dünya Kupası hayatının dönüm noktası oldu. Avrupalı teknik adam ve futbolcularla yakın dostluklar kurmaya başladı. Menajerlik kariyeri için temeli inşa ediyordu Zahavi. Ada futbolu kendi dünyasındaydı ve İngiliz teknik adamlar Avrupa kıtasındaki futbolcuların bir çoğunun adını bile bilmiyorlardı. “Maç sonuçları bile yayınlanmazdı İngiliz gazetelerinde” diye anlatıyor o günleri Zahavi. 1979 yılında ilk transferine imza attı. Liverpool kulübüne Maccabi Haifa forması giyen defans oyuncusu Avi Cohen’i 200 bin pound’a sattı. Gazeteci-menajer kartviziti İsrail medyasında tartışma konusu olunca da elinde yetenekli İsrailli oyuncu olmadığından uzun süre menajerlikten uzak durdu. İkinci operasyon için düğmeye bastığında gazetesine istifasını vermişti. 1990’da Ronnie Rosenthal’ı Standard Liege’den Liverpool’a getirdi. 80’lerde Graeme Souness, Kenny Dalglish gibi Ada futbolunun efsaneleriyle yakın dostluk kurmuş, onları İsrail’de ağırlamıştı. İsrail’den Liverpool her gittiğinde yanında götürdüğü bir kasa portakalı Liverpool tesislerinde futbolculara dağıtıyordu. Dönüm noktası teknik direktörlüğünü yakın dostu Souness’ın yaptığı Southampton’dan West Ham’a götürdüğü İsrailli orta saha Eyal Berkoviç oldu. Ona parayı kazandıran vatandaşı değil West Ham’da keşfettiği ve “ Bir gün 1 numara olacağını o gün biliyordum” dediği Rio Ferdinand oldu. İngiliz defans oyuncusu tarihin en pahalı savunmacısı sıfatıyla Leeds United’dan Manchester United’a 30 milyon pound gittiğinde, Alex Ferguson ve Zahavi’nin “çok eski dost” olduğu yazıldı İngiliz medyasında. Nisan 2003’te bir Rus milyarderi Manchester United-Real Madrid Şampiyonlar Ligi maçında locasında ağırladı. Roman Abramovich iki ay sonra Chelsea’yi satın aldığında operasyonun arkasındaki isim Pini Zahavi’ydi. İlk transfer döneminde 111 milyon pound harcayan Chelsea’nin kasasından Zahavi’nin hesabına yatan komisyon 5 milyon pound’du. Nijerya’da keşfettiği Yakubu’yu önce İsrail’e getiren ardından Portsmouth’a imza attıran Zahavi, 2005 yılında onu Middlesbrough’a sattığında 7.5 milyon pound’luk kontratın 3 milyonunu kasasına koydu ve İngiltere ayağa kalktı. Zahavi artık hedefteki adamdı. Zahavi artık futbolcu menajerliğini ikinci plana atmış, kulüplere danışmanlık hizmeti veren bir şirketin sahibi olmuştu. Elinde futbolcu porföyü tutmak yerine, Premier Lig kulüplerinin yabancı sermayeye satışlarına aracılık etmeye başladı. İsrailli Gaydamak Ailesi, Portsmouth’u satın aldığında Zahavi masadaydı, onun Maccabi Haifa’dan getirdiği Avram Grant de o gün Ada futboluna adımı attı. Gün gelecek Zahavi, vatandaşı Grant’i, satışına aracılık ettiği Chelsea’nin başına getirecekti. İngiliz futbolunda kural basitti. Bir futbolcunun sahibi olan kulüp diğerine satış yaptığında kasasına parayı koyardı. Zahavi, İngilizleri bonservis ortaklığıyla tanıştırdı. Futbolcuların artık birden fazla sahibi vardı. Güney Amerika piyasasında oligark sermayesiyle kulüp ve futbolcu satın alan Kia Joorabchian ile de ortak iş yapmaya başladı. Carlos Tevez ve Javier Mascherano bu ortalık sayesinde Zahavi’nin yakın dost olduğu Manchester United ve Liverpool’a transfer oldular. “Cebinde metelik olmayan bir spor muhabiri olarak kalmak istemiyorum” diyen Pini Zahavi, 30 yıl içinde 200 milyon Euro’ya yakın servetin sahibi oldu. Drogba’dan, Peter Cech’e onlarca yıldızı Chelsea’ye, Roman Abramovich’e sattı. West Ham kulübüne ortak olduğundan, transferlerde yolsuzluk yaptığına dair birçok iddia ortaya atıldı, hakkında onlar soruşturma açıldı ancak Pini Zahavi, Güney Amerika piyasında ortak iş yaptığı Jorge Mendes’e gün geldi süper menajerlerin bir numaralı koltuğunu kaptırdı.Yanından ayırmadığı üç cep telefonunun aylık faturası 7 bin Euro. Porföyünde 100 futbolcu bulunduran ve toplam değerleri 600 milyon Euro’yu geçen bu kadife ayakları pazarlayan bir süper menajer için elbette bu faturaların lafı olmaz! Portekizli Jorge Mendes, Zahavi kadar futbolu seven ve hep futbolcu olmayı hayal etmiş bir çocuktu. Babasının çalıştığı petrol şirketinin takımı Petrogal’de ardından ağabeyinin birlikte Lizbon’dan göç ettiği Viana do Castelo’da Vianense’de forma giydi. Üçüncü ligde bir futbolcu ne kadar kazanabilirdi ki! Video film kiraladığı bir dükkan açtı kendine ve 30 yaşında futbolu bıraktığında parayı, bar ve gece kulübünde kazanacağına karar verdi. Caminha’da açtığı bara gelen bir kaleci Mendes’in tüm kariyerini sil baştan değiştirdi. Guimares forması giyen 22 yaşındaki Santo, Porto’ya transfer olmak istiyordu ama iki takım arasındaki düşmanlık yüzünden imza çok zordu. Jorge Mendes, Deportivo La Coruna’ya 1996 yılında Santo’yu satmayı başardı. Önemli olan sektöre girmekti, arkası geldi. Alt ligden Costinha’yı Fransız Monaco’ya, Capucho’yu da Porto’ya sattığında ülkede yeteri kadar tanınmıştı ama Portekiz’de futbolcu menajerliği Jose Vega’dan sorulurdu!Galatasaray’a Mario Jardel’i de satan ve Figo, Pinto, Zidane gibi yıldızların menajerliğini yapan Veiga, Porto’yu avucunun içinde tutuyordu. Sergio Conceiçao’nun transferi yüzünden Porto ve Vega birbirlerine girince devreye elbette ki Jorge Mendes girdi! Vega artık Benfica tarafındaydı, Mendes ise Porto. İki kulübün ezeli rekabeti iki menajer arasında da yaşanmaya başlandı. 2002 yılında Lizbon havaalanında bavullarına beklerken yumruk yumruğa kavga edecek kadar da rekabeti sertleştirdiler ama kazanan genç Jorge Mendes oldu. Porto ile Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Jose Mourinho, Uniao Leiria’yı çalıştırdığı günden beri Brezilyalı menajer Jorge Baidek ile çalışıyordu. Jorge Mendes süper menajerliğe adımını Mourinho ile attı. Adı Liverpool ile anılan Mourinho, Chelsea’ye imza atmadan önce Baidek ile yollarını ayırdı ve Chelsea’de perde arkasındaki adam bir diğer süper manajer Pini Zahavi’nin ortak çalıştığı Jorge Mendes ile anlaştı. Avrupa futbolu artık Zahavi-Mendes ikilisinin kontrolündeydi. Barcelona yönetimiyle iyi ilişkisi olan Mendes, Atletico Madrid’in de neredeyse tüm dış transferlerine imza atmaya başladı. Real Madrid’in 2 milyona almadığı Pepe’yi aynı kulübe 25 milyona satmayı başaran Mendes, Cristiano Ronaldo ve Ricardo Quaresma gibi iki büyük yeteneği erken keşfetmenin ödülünü en büyük rakibi ve aynı zamanda ortağı Pini Zahavi’yi süper menajerler sıralamasında sollayarak aldı. Cristiano Ronaldo’nun Real Madrid’e satışından 4 milyonu cebine koyan Mendes, Quaresma’yı da Mourinho sayesinde Inter forması giydirdi. Portekiz’deki rakibi Jose Veiga, 2004 yılında pes etti ve Benfica yönetiminde çalışmaya başladı. 45 yaşındaki Mendes, Euro 2008’de O Jogo gazetesine düzenli makale yazması teklif edildiğinde kendisine “Milyonlarım” başlıklı bir köşe ayrılmasına itiraz etti ve transferde kullandığı kuru sayfasına taşıdı: “Euro’nun değeri” Yetenek avcısı Mendes, menajerlik şirketinde Güney Amerika’da düzenli olarak maç izleyen ve gelecek vaad eden yıldızları merkez bildiren ekibi dışında oyuncularının medya ilişkilerini düzenleyen gazetecileri de çalıştırmaya başladı. Mendes ismiyle Türk futbolu en sıcak ilişkisini ise Beşiktaş sayesinde yaşadı. Inter’de dibe vuran yetenekli ama takım oyununa ayak uyduramayan yıldızı Quaresma’ya takım arayan Mendes, bir diğer adamı Mourinho, Real Madrid’e gidince Milano kulübünden “Oyuncuna takım bul” mesajını aldı. Quaresma ile başlayan Portekizli modası ara transfer döneminde doruğa ulaştı. Mendes, Atletico Madrid’e sattığı Simao’ya İspanyollar yaşlı olduğu gerekçesiyle yeni kontrat önermeyince yine Beşiktaş’ın kapısına çaldı. Fernandes ve Almeida transferleriyle kare as tamamlandı . Mendes ortak çalışmayı seviyordu. Türkiye’deki operasyonları için de seçtiği isim menajer Ahmet Bulut’tu. Beşiktaş’a gelen tüm Portekizlilerin imzasında kulüp ve Mendes ile üçgeni tamamlayan Ahmet Bulut aynı zamanda Arda Turan ve Emre Belözoğlu’nun da menajeri. Mendes ve Bulut, sezon başında Atletico Madrid’in Galatasaray’a transferin son gününde Arda için yaptığı 12 milyon Euro’luk teklifle gündeme gelmiş, İspanyol kulübünün yönetiminin resmi bir teklif yapmadığı ve bu transfer operasyonunun arkasında Jorge Mendes’in olduğu iddiası iki ülke medyasında da yer bulmuştu. Yakın bir tarihte Arda Turan’ın olası bir Avrupa macerasının startında bu ortaklığın yer alacağını tahmin etmek çok da zor değil açıkçası…Türkiye’de Jorge Mendes modası öncesinde fırtına gibi esen isim hiç kuşkusuz ki Juan Figer. Fenerbahçe’de başta Alex olmak üzere son 7 yılda gelen neredeyse tüm Brezilyalıların menajerliğini yapan ve serveti 600 milyon dolar olan Juan Figer, 70 yaşında. Güney Amerika futbolunun süper menajeri olarak tanınan Uruguaylı Figer, oyuncu menajerliği kadar futbolcuların bonservis haklarını elinde bulundurmasıyla da tanınıyor. Figer vasıtasıyla futbolcu almak isteyen kulüpler, oyuncunun oynadığı takım yerine onunla pazarlık yapmak zorunda çünkü Uruguaylı futbolcuların bonservislerinin aynı zamanda ortağı. Uzun yıllar boyunca Uruguay’daki vergi avantajlarını lehine kullandığı iddia edilen ve ülkesindeki kulüplerden (Rentitas davası) futbolcuların lisanslarını çıkartan Figer, FIFA’nın 2001 yılında kayıt altına aldığı futbolcu menajerliğinde bir efsane. Maradona’yı 1975 yılında keşfeden adam olarak tanınan Figer, Lineker, Socrates, Vialli, Dunga gibi yıldızları da yıllar boyunca temsil etti. Denilson’u 40 milyon dolara Brezilya’dan getirip İspanyol kulübü Real Betis’e satan Figer, Fenerbahçeli Alex, Lugano, Romalı Baptista, Milanlı Robinho’nun da halen menajeri.Süper menajerler listesinde bir diğer isim ise Mendes’in Mourinho’yu götürdüğü Real Madrid’e Cristiano Ronaldo ile aynı zamanda Kaka’yı 65 milyon Euro’ya satma başarısını gösteren Ernesto Bronzetti. 1986’da Fogia kulübünde adı şike skandalına karıştığında genel direktör olarak görev yapan Bronzetti bugün İtalya’da portföyü en geniş futbolcu menajeri. Shevchenko’nun yıllarca transfer operasyonlarını yöneten, Milan ve Inter’de birçok yıldızın imzalarında masada olan Bronzetti, Real Madrid kulübünün de favori menajeri. 2006 yılında patlak veren şike ve hakem skandalının ardından Juventus’lu Fabio Cannavaro’yu Real Madrid’e satma başarısını gösteren Bronzetti, Çizme’nin bir numarası…İngiltere’de Zahavi ve Mendes gibi yabancılar kadar etkili olmasalar da eski futbolcular Jonathan Barnett, Jerome Anderson, Colin Gordon gibi menajerler Ada futbolunun yıldızlarını ellerinde tutuyorlar. Messi ve Cristiano Ronaldo’nun kapışmasına sahne olan İspanya’da ise futbolcu transferi, piyasaya takımların seyahat organizasyonları yapmak için kurduğu turizm acentasıyla giren ve bugün İker Casillas, Victor Valdes, Raul ve F1 pilotu Fernando Alonso için pazarlık masasına oturan Gines Carvajal…
Bol sıfırlı kontratların atıldığı masaların değişmez isimleri olan süper menajerlerden bir tüyoyla kapatalım turumuzu: “Oyuncu satışından kazandığımız komisyonun; futbolcuların imaj haklarından kasamıza giren paranın yanında lafı olmaz.” Peki o kasalar nerede? 800 dolara şirket kurulan Virgin Adaları’nda!

>Ve Almanlar Geldi…

>2006’da müthiş bir kaosun, skandalın içinden bir Dünya Kupası çıkardılar. Sonra uluslararası arenada yoklar. Para onların sınırları içine girmiyor. İngilizlere yabancılar milyarları akıtıyor, Ruslar eline cebine atıyor, UEFA Kupası’nın kapatıyor ve İspanyollar, iki takımlı bir lige de doğru yürüyorlar. Ne stadlar Almanya’daki gibi doluyor, ne de diğerleri gibi ürün satabiliyorlar. Deloitte raporunda 20 takım arasında hala 4 İtalyan takımı var. Onlar yıkılmaz kaleler tabii, biri hariç. Milan, Inter, Juventus ve Roma. Gelirlerinin büyük bir bölümünü (yüzde 50 ve fazlası) naklen yayın gelirlerinden elde ediyorlar. Bu oyunun ekonomisinde en büyük tehlike, yumurtalar aynı sepette ve çok değil 10 yıl önce bunu faturasını ağır ödediler yayıncı kuruluşlar rekabet yüzünden battığında… Yaklaşık iki yıl önceden bir başlık: Anne Almanlar Geliyor

Sene 2011 ve geldiler. Inter’in geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde final oynamasına rağmen geldiler. Kritik sezon bu sezondu…. Fena da gitmedi aslında. Şampiyonlar Ligi’nde Şubat ayına 3 takım getirdiler. Avrupa Ligi’nde Palermo, Sampdoria ve Juventus kötü gitti. Napoli çok sallandı ama o da Şubat ayını gördü… Ve dibe vuruş… 3 İtalyan takımı da Şampiyonlar Ligi’de ilk maçlarını sahalarında oynadılar. Üçü de kaybetti. Bugün birinin bile turu geçmesi büyük sürpriz kabul ediliyor. Napoli de Villarreal deplasmanında kaybetti ve elendi. Son yılların en keyifli ligi oynanıyor İtalya’da… Tribünler tıklım tıklım dolu mu dersen değil, hiç de dolmayacak gibi duruyor. Ülke acı çekiyor çünkü… Sonuç, Almanlar geldi ve geçti. Gelecek sezon değil bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi’ne Almanlar dört, İtalyanlar 3 takımla katılacak. Bunu kısa vadede kendilerine döndürebilmeleri de zor. Bardağın dolu tarafından bakarsak iki yıl sonra şampiyonluk yarışı eksi bir kontenjan yüzünden daha da kızışacak…

>Sports Illustrated 2011 Swimsuit

>Sports Illustrated 2011 Swimsuit

>Babalar ve Oğullar

>Ivan Turgenyev’in romanının sayfalarında değil, yeşil sahalarda arayacağız Babalar ve Oğullar’ı. Futbol elbette ki altyapıda eğitim ister ama önce yetenek konuşur. Tribünleri ayağa kaldıran kadife ayaklı adamlar, gün gelip kramponlarını astıklarında evlatları soyadlarını yaşatır mı yeşil çimlerde? Babaoğul futbolcuların bu topraklarda örneği azdır. Türkiye’de futbol, yokluk günlerinde büyüyenlerin hikâyesidir. Toz-toprak sahalarda, taştan kalelere gollerin atıldığı, terli sırtlara annelerin tülbent koyduğu bir coğrafyada refaha ermiş futbolcu babaların çocuklarından futbolcu olmaz. Hulusi Kentmen’in şımarık evladı gibidirler. Babanın genlerinden gelen doğal yeteneğe ihanet ederler. Türk futbolu da yokluktan değil; bolluktan kaybeder böylece. Peki dünyada böyle mi? Futbol tarihinde iz bırakan baba-oğulları say say bitmez… İtalya’da baba-oğul futbolcu dendiğinde parmakla gösterilen Maldini Ailesi’dir. Baba Cesare Maldini’den bayrağı teslim alan Paolo Maldini, 24 yıl Milan kulübünün formasını giydi. Oğul Maldini, babasından çok daha büyük futbolcu oldu. Şimdi sıra torunda. Cristian Maldini, Milan altyapısında. Hollanda’nın yetiştirdiği en büyük futbolcu ‘sarı fare’ Johan Cruyff’un oğlu Jordi de babasının izinden gitti. Babasının çalıştırdığı Barcelona’da, Manchester United ve Alaves’de forma giydi. İyi futbolcu Jordi, tüm kariyeri boyunca efsane Cruyff soyadının altında ezildi. Alman futbolunun imparatoru Franz Beckenbauer’in oğlu Bayern Münih altyapısında yetişti, ezeli rakip 1860 Münih forması giydi. Pele’nin ilk evliliğinden olan bugün 40 yaşını devirmiş Edson Nascimento, babası gibi rakip kalecileri avlamak yerine kalede eldivenlerle durmayı tercih etmişti. Soyadı sayesinde Santos forması giydi ama olmadı işte. Pele’nin son evliliğinden olan oğlu Joshua 13 yaşında, o da futbolcu olmaya kararlı. Maradona çalkantılı futbol kariyerinin bir noktasında doğan oğlunu uzun yıllar kabul etmedi. 1995 yılında mahkeme kararıyla Maradona soyadını kullanmaya başlayan Dieguito, babasız geçen çocukluğunun intikamını gün geldi babasının takımı Boca Juniors’un ezeli rakibi River Plate’e giderek aldı. Dieguito’nun kızkardeşi Arjantin futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en önemli yeteneklerden biri olan Sergio Agüero ile evlendi. Leonel Benjamin Agüero Maradona bugün 1.5 yaşında. Onun için çok sabretmemiz gerekiyor!

Eski kıtaya dönmeden önce Güney Amerika turuna devam edelim. Avrupa’da oynadığı her takımda orta sahayı ayakta tutan Juan Sebastian Veron, Juan Ramon Veron’un oğlu. Kariyerinin son döneminde ülkesi Arjantin’e dönen oğul Veron, Estudiantes formasıyla babasının kaldırdığı Copa Libertadores’i 39 yıl sonra kaldırmayı başardı. Bir dönem Beşiktaş forması giyen Federico Higuain ve Real Madrid’in santrforu kardeşi Gonzalo Higuain’in babası Jorge Higuain de Arjantin’de uzun yıllar oynamış bir defans oyuncusu. Fransız Milli Takımı’nın son 10 yılda skor yükünü çeken David Trezeguet de futbolcu bir babanın oğlu. Fransız vatanşlığını seçen David’in babası Jorge de yeşil sahalardaki tangoculardan. Geçen sezon Galatasaray’da yarım devre kiralık forma giyen Giovani Dos Santos da Brezilyalı eski futbolcu Zizinho’nun Meksika pasaportu taşıyan oğlu. Küçük kardeşi ise ağabeyinin de yetiştiği Barcelona defansında. Manchester Unitedlı Javier Hernandez ‘chicharito’ üç kuşak futbolcu bir aileden. Fenerbahçe’nin eski teknik direktörü Zico’nun oğlu Thiago Coimbra da ülkesinde kariyerine devam ediyor. Avrupa, iki kuşak futbolcu arayanlar için altın madeni gibi. Barcelona ve Atletico Madrid kalesini 14 yıl koruyan Miguel Reina, bugün Liverpool kalesini koruyan Jose Reina’nın babası. Bir başka kaleci baba-oğul ise Danimarkalı Schmeichel. Tarihin en iyi kalecilerinden biri olarak kabul edilen bugün 47 yaşında olan Peter Schmeichel, oğlunu da peşinden sürükledi. Babasının takımı Manchester United’ın ezeli rakibi Manchester City’de yetişen ve geleceği parlak denilen Kasper, ne yazık ki babası kadar yetenekli değildi. Oğul Schmeichel bu sezon Leeds United kalesini koruyor. Danimarka’nın futbol dünyasına en büyük hediyesi Brian ve Michael Laudrup kardeşler. Onlar da babaları Finn Laudrup’un izinden gittiler ve “Boynuz kulağı geçti,” dedirttiler.

Galatasaray’da adını onbirden çok sakat listesinde geçen İsveçli Tobias Linderoth, 1978 Dünya Kupası’nda da forma giyen babası Anders Linderoth, Marsilya’da oynarken dünyaya geldi. Bu sezon Galatasaray’a gelen Lorik Cana’nın babası da bir zamanlar yolu Samsunspor’dan geçen Agim Cana. İzlandalı Eidut Godjohnsen az daha aynı dönemde milli takımda forma giyecekti! Chelseali Frank Lampard ile aynı adı taşıyan babası da West Ham’da 500’den fazla maça çıkmış bir sol bekti. Bayern Münih’in Polonya asıllı golcüsü Miroslav Klose ve babası Josef Klose, Roberto Mancini ve oğlu Filippo, Teddy Sherringham ve babası Charlie, Ian Wright ve evlatlığı Shaun W. Phillips, Sir Alex Ferguson ve oğlu Darren, büyük efsane Brian Clough ve oğlu Nigel Clough, Tottenham teknik direktörü Harry Redknapp’ın oğlu ve Lampard’ın yeğeni Jamie Redknapp… Liste uzar gider böyle… Şimdi gözler Zinedine Zidane’ın oğlu Enzo, Hagi’nin 12 yaşındaki oğlu Ionis, Paolo Maldini’nin oğlu Cristian’da… Çok değil, beş-altı yıl sonra bir dejavuya hazırlık olun… SABAH PAZAR / 14 Kasım 2010

>Yine Mi Sen Lan!

>İki büyük takımda da kötüydü ama ikisi de çok çabuk vazgeçti ondan. Huntelaar harbiden kısmetsiz adam. Real Madrid’de Portakallar modası varken geldi, 27 milyon bonservisine ödendi. Şampiyonlar Ligi listesine bile yazılmadı. Tutunamadı gitti Milan’a. İtalyanlar 15 milyon Euro ödedi. San Siro’da santrfor bol, şans bulduğu maçların çoğunu pas geçti. Bugün oradan da yol verdiler. Magath, 13 milyon ödetmiş kulübe, Schalke 04’e gelmesi için. Şimdi Hollandalı soyunma odasından içeriye girecek, karşısında eski bir Real Madrid ağası, belki de Madrid’te bavul toplamasına sebep olan adamı bulacak. O Schalke koğuşundan Raul’un “Yine mi sen lan!” haykırışı yükselir…

Arşiv:

>Naklen Yayınlar

>24 Ağustos Salı
21.45 Sevilla – Braga (FUTBOL SMART)
21.45 Sampdoria – Werder Bremen (EURO FUTBOL)
25 Ağustos Çarşamba
21.45 Tottenham – Young Boys (FUTBOL SMART)
26 Ağustos Perşembe
19.45 HJK Helsinki – Beşiktaş (FUTBOL SMART)
20.30 Trabzonspor – Liverpool (LOCA)
21.45 Fenerbahçe – PAOK (EURO FUTBOL)
21.45 Karpaty – Galatasaray (FUTBOL SMART)

>Mutlu Son

>